İki Ahmetler ve Muhafazakar ‘İsyan Ahlakı’

‘Boğazımı kesen bıçağı yalamam’ diyen Ahmet Turan Alkan’ın çok değil iki sene sonra bıçağı tutan eli öpüp af dilenmesini nasıl anlamak gerek?

Image for post
Image for post
Yazarlar Ahmet Altan (soldaki) ve Ahmet Alkan.

15 Temmuz rejiminin bir deprem gibi bütün toplumsal mahalleleri, kamu vicdanını ve entellektüel ahlakı yerle bir etmesi akabinde kollektif bellekte iz bırakan birkaç direniş öyküsü, mahkemede yaşanan destansı bir savunma ve hattı karşı iddianame, bir jenerasyona mal olacak jenerik bir ifadeye imza atan edebiyatçı bir yazarın mahkeme salonundaki sözleri var. Ta ki düne kadar.

“Boğazımı kesen bıçağı yalamam,” Ahmet Turan Alkan, hem bir yazar hem de edebiyat profesörü.

Beyaz Türk Engin Ardıç’ın adeta Ankara’ya bir ‘Yaban’ gibi gelen Cumhuriyet aydınını andırır bir şekilde Sivası züppece aşağılamasına içerleyen Alkan, biraz Ahmet Hamdi Tanpınar’dan mülhem bir motivasyonla Altıncı Şehir kitabını yazar. Kitap bir bozkır kenti olan Sivas’ın savunmasıdır. Yoksun, yoksul ve haşin bir şehir olagelmiştir Sivas. Timurdan bu yana, hatta 1930larda maruz kaldığı Mozart senfonisi “işkence”sinden bu yana makus talihi pek değişmeyen bu şehirde bir Sivasspor, bir Cumhuriyet Üniversitesi ve mahkeme salonunda yukarıdaki sözleri sarfeden Ahmet Turan Alkan vardır. Hatırı sayılır bir okur kitlesine erişmesine karşın yazar, Ardıç gibilerin mütecaviz tasvirlerine inat, şehri ve ders verdiği Cumhuriyet Üniversitesini terketmez. Sivası yer yer Sivasa rağmen seven ve Sivasla özdeşleşen bir yazar Ahmet Turan Alkan.

Ahmet Altan ve Ahmet Turan Alkan, bu dönemde iki Ahmetler olarak karşımıza çıkar. Bir çizen Altan savunmasında adeta bütün mahkeme heyetini, savcıyı, ülkenin hukuk sistemini ve bütün bir davayı yargıladığı karşı iddianamesini ortaya koyar. 15 Temmuz ceberrut rejimine karşı bir isyan, bir direniş ve bir baş kaldırıştır Ahmet Altan. Bütün herkesin postal yalamak için sıraya girdiği Ergenekon ve Balyoz şürekasına karşı hapisten hodri medyan okur ve Taraf yayıncılık geçmişine gururla sahip çıkar insanların kendi metinlerini tekzip etmek için yarıştıkları bir dönemde.

Ahmet Turan Alkan da yukarıdaki meşhur ifadesi, dik duruşu ve tutarlılığıyla bizim mahallenin Ahmeti olmuştur. Ta ki düne kadar. Kendi sitesinden yayımladığı bir mektupla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve küçük ortağı Devlet Bahçeli’den özür dileyen Alkan’ın yaşadığı U dönüşün arkasında, kendisinin bildiği ve bizim bilmediğimiz sebepler mevcuttur elbette. Kim bilir ne ile tehdit edildi bu yaşta? Kim bilir belki de yemeye zorlandı? Bunların hiçbirini bilemeyiz. Niyet okuması yapmak ve Alkan’ın kendi kendini tekzip eden geri adımını 10 bin mil uzaktan eleştirmek hakkımız değil muhtemelen. Ama anlamak, en azından anlamaya çalışmak en doğal ve insani hakkımız. Bu minvalde ilk akla gelen soru şu: Neden ve nasıl?

Image for post
Image for post

Alkan bugüne kadar yolculuk ettiği arkadaşları ile yollarını ayırabilir ve zilyon kadar sevabı yanında günahı da olan bir topluluğun eleştirel dökümünü sunduktan sonra ‘bana eyvallah’ diyebilirdi. Bu zehir zemberek bir veda mektubu da olabilir (ki kısmen metin öyle). Her şey ama her şey anlaşılabilir. Özrün muhatabı dışında.

Daha dün Boğaziçi Üniversitesine kayyum atayan, hıncını ana rahmindeki bebekten soran, yetmedi onları hapse tıkan bir siyasal iradenin bütün diktatöryal karnesi ve sicili göz önünde iken bu zulmün müellifinden helallik dilemek de neyin nesi. Neden onlardan özür diliyorsun sevgili Alkan? Bari Türkiye’den özür dile. Sivas’tan dile mesela.

Madem 30 yıl kader arkadaşlığı ettiğin insanlarla olan geçmişinden nedamet duyuyorsun. Bunu nefyet, reddet, ve ‘pişmanım’ de. Ama bunu yaparken zulüm konusunda Guinness Rekorlar kitabına girmek için diğer diktatörlerle amansız yarışa giren iki liderden ne diye özür diliyorsun?

İki Ahmet arasında sadece arada fazladan bir orta isim ya da soyadlardaki bir harf farkı yok. Görünen o ki arada dağlar kadar fark var. Alkan, bizim mahallenin Ahmeti olamadı; bu mektuptan sonra hayatta olamaz. Geriye Türkiye’de tek bir Ahmet, o da Ahmet Altan kalıyor.

Not: Bir gün önce yayımlanan bu yazıda ihtiyat payı bırakmıştım Alkan’ı bir U dönüşüne sevkeden gerekçeler hakkında. Öğrendiğim bazı noktalardan sonra yazının finalinin ağır olduğunu teslim etmeliyim. Alkan’ı kendi bağlamı, şartların nezaketi ve perde arkası hususların prizmasından değerlendirmek gerekir. O yüzden sanırım yazı finalinde yer alan hükmü haketmiyor.

Written by

Virginia-based journalist and writer. Politics, culture, art, and technology. American political affairs, Turkey, the MidEast, and beyond. Twitter: @abyasun

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store